azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #105 : Haziran 20, 2010, 08:24:02 ÖÖ » |
|
(106.Kıssa) Samimi Bir Kalple Talebin Şekli:
Mevlasını talep can-ü gönülden istekli olduğu halde sevgi ile dolu olmalıdır.Bir haysiyetle ki, ol talep müridi mal, makam, memuriyet, ehli ve bütün mülkine, belki vücuduna nazar ve iltifattan uzak kılmalıdır.
Katiyen talebine itimat etmeyip belki de yalnız Hakk`ın ihsanına itimat etmelidir.Çünkü talep ve amellerden hiçbiri Hakk`ın fazlıyla müsavi olamaz.Talep ve amele itimat etmek ucubtur.Kibirdir.Ucub, sıfatı zemimidendir.Kötü bir sıfattır.
Riya, Hak Teala`dan başkasına amelini göstermek, sem`a Hak Tealanın gayriye amelini işittirmeyi arzu etmek, ucub amelini beğenmektir.Bu üç şeyden her birerleri kötü şeylerdir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #106 : Haziran 20, 2010, 08:24:41 ÖÖ » |
|
(107.Kıssa) Feyiz Almak İçin Kalp Huzurunun Şekli:
Hayal ve havasını dünya ve ahiretten, bütün iç hallerden belki vücudundan da kesip Allah`ın gayri her şeyi unutur gibi olmak ve mürşidin vesilesiyle, feyzi ilahiyeyi talip olduğu halde nazarını kalbin derinliğine bırakıp feyzi ilahi geliyor diye düşünmelidir.Bir vecihle ki, Zatı Mukaddes “celle şanahü” den gafil olamayarak gayet susama, talep, istek ve muhabbetle boğulmuş olmalı ve şöyle itikat etmeli:Kalbi açıldığında feyzi ilahi denizler misali kalbine teveccüh ediyor.Kendisi her ne kadar idrak etmediyse de öylece itikat etmelidir.Çünkü bilmek vüsule şart değildir.Esaında talebin şartı o anda geldiğini, iyice bilmektir.Hadis-i kutside:Manayı Şerif:”Ben Azimüşşan Rabbül Alemiyn kulumun bana olan zannı yanındayım.Yani kulumun bana olan zannı hayır olur ise halk ederim, eğer şer olursa şer halk ederim” demektir.
Bu Hadis-i kudsiyi zikreden maksat, bu anlatılan şekil üzere talepte bulunup Hak Tealadan feyzin geldiğine itikat eden kimseye Hak Teala feyz ihsan eder diye güzel zan ettiğinde Cenab-ı Kibriya`nın kuluna istediği feyzi ihsan edeceğine bu hadis-i şerif dalalet eder.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #107 : Haziran 21, 2010, 07:28:48 ÖÖ » |
|
(108.Kıssa) Salikte Yedi Letaif Nasıl Hasıl Olur?
Ey seyr-i sülükte yedi letaife talip ve Ragıp olan salik! Bilmiş ol ki, şeyhinin izin ve icazeti ile, temiz bir yerde kıbleye yönelerek iki diz üzerine oturur ve yukarıda gösterilen üç çeşit teveccühten hangisi kolayına gelirse, o şekil teveccüh ederek, en az bir çeyrek saat, ortalama yarım saat ve en çok bir saat durduktan sonra, teveccühü bozmaksızın, yüz istiğfar ve yüz salavat-ı şerife oku, hayırdan ve şerden dünya ilgi ve ilişkilerinden, her türlü maksat ve isteklerden uzak olarak bulunursan, guya kalp üzerine nurdan bir ism-i celal nakş olunmuş gibi olur.Her ne kadar göz kapalı ise de, görür gibi olursun.Dilini, damağına yapıştırıp, dişlerini birbiri üzerine koyar, gözlerini yumup, bütün azanı hareketten men eder ve bütün kuvvetlerinin hükümlerini tatil emeğe çalışarak, şeyhinin ruhaniyetinden yardım istersen, sol memenin iki parmak altında çam fıstığı kozalağı şeklindeki kalp üzerine yazılmış ism-i celali görür gibi üç bin ism-i celal çeker ve bu lafz-ı şerifin manası olan Zatı ecelli alaya öylesine müteveccih olursun ki, artık kendisinden ve Allahu teala`dan gayri her şeyden nisyan hasıl olup: “Unuttuğun zaman, Allahu Teala`yı zikret”. Sırrı zuhur eder. El-Kefh:24
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #108 : Haziran 21, 2010, 07:29:35 ÖÖ » |
|
(109.Kıssa) Her Birinin Mevki,Dereceleri Ve Belirtileri Nelerdir?
Salik, bu suretle zikre devam ederek kalbinde gerçekleri bulur e bilirse, kalp asıl sıfatına dönerek,akik renginde saf kırmızı, kalbin nuru zuhur eder.Artık, zikreden kalbini zikirden önleyemez.Vedet-i kalp hasıl olur ki, kendi kendine zikreder, demektir. Bazen, güneş doğar gibi bir kırmızılık, doğu yönünden görünür.Bazen de, güneş batar gibi veya büyük bir kapı gibi akik renginde görünür.Bu ve buna benzer bazı alametler zuhur eder.Fakat, salik bunların zuhurunda şaşkınlığa düşerek zikirden ve fikirden geri kalmamalı ve kendisine ihsan olunan bu zuhuratı, şeyhinden başka kimseye söylememeli ve bunun eserlerini de göz önünden kaybetmemeye çalışmalıdır. Kalp, bu suretle asıl sıfatına dönünce, salik mürşidinin izin ve icazetiyle zikrini ruha nakletmelidir.Ruh, sağ memenin altında ve iki parmak aşağısındadır.Yukarıda da belirtildiği gibi, aralıksız ve adet edindiği kadar teveccühte bulunmalı, ondan evvel teveccühle kalbin zikri olan üç bin ism-i celali kalbe vermeli, daha sonra da o teveccühü bozmadan sağ meme altındaki ruha nakletmeli ve beş yüz ism-i celal de ruhta okuyup, ruhun nuru ki acı sarı renktedir, belirmelidir.Bu suretle devam olunursa, ruh ta asıl sıfatına dönerek nurunun zuhuru ile tasfiye olunca, mürşidine anlatmalı ve yine mürşidinin izin ve icazeti ile, bu defa da ruhtan sırra nakletmelidir. Yukarıda anlatıldığı gibi, adet edinilen teveccüh üzere vakti gelince kalp için üç bin ve ruh için beş yüz ism-i celal okunduktan sonra, beş yüz ism-i celal de sırra nazır olarak okunmalı ve sırda gerçekler bulunup, bilinince sır da asıl sıfatına döneceğinden, devam etmeli ve belirtileri zuhur edince mürşidine anlatıp, yine mürşidinin izin ve icazeti ile salik, zikrini HAFİ`ye nakletmelidir. HAFİ`nin yeri de, sağ meme üzerinde ve iki parmak yukarıdadır.Nuru da zümridi yeşil renktedir. Salik, alışık olduğu teveccühle KALP`in, RUH`un, SIR`ın ism-i celallerini edadan sonra beş yüz ismi celal de HAFİ`ye nazır olduğu halde okur ve bu suretle devam ederek HAFİ`nin de nurunun zuhur ederek asıl sıfatına dönmesinden sonra , yine mürşidinin izin ve icazetiyle zikrini AHFA`ya nakleder.Böylece, teveccühünü bozmaksızın KALP`in, RUH`un, SIR`ın, HAFİ`nin hakları olan ism-i celalleri okuduktan sonra, beş yüz ism-i celal de AHFA`ya nazır olduğu halde okumalıdır. AHFA`nın yeri, iki meme ortasındadır.Nuru ya çok beyaz veya çok siyah zuhur eder.Hangisi zuhur ederse, etsin AHFA`da asıl sıfatına dönmiştür. Salik, yine mürşidinin izin ve icazetiyle zikrini Letaif-i-nefse nakleder. Letaif-i-nefsin yeri, iki kaş ortasındadır.Nuru da turuncu sarıdır. Zakir, aynı usule devam ederek hepsinin hakları olan ism-i celalleri edadan sonra, beş yüz ism-i celal de letaif-i-nefse nazır olduğu halde okursa, o da asıl sıfatına rücu eder ve eserleri de belirir. Yine izin ve icazetle, Letaif-i-külle geçilir.Letaif-i-küllün yeri, perçem üzerine nurdan bir celi kalemiyle ism-i celal yazılmış bulunduğu farz olunarak, alışılan teveccühle KALP`in,RUH`un,SIR`ın, HAFİ`nin, AHFA`nın, LETAİF-İ-NEFS`in hakları olan ism-i celaller okunduktan sonra, beş yüz ism-i celal de LETAİF-İ-KÜL için, kendisini bir ayna da görür gibi baştan ayağa bütün azasına nazır olduğu halde okur.Bu şekilde devam ederek yerli yerince edaya çalışırsa; yakın bir zamanda Allahü Teala`nın ihsanlarına mazhar olur ve bütün azaları ism-i celali sürer, hareketini duyar ve bedeninin hangi parçasıyla olursa olsun zikreder ve ten kulağı ile seslerini de işitir.Artık, Hakk`a hamdedip her gün bu usul dairesinde dersini okumalı ve hariçte bulunan şeylerin de zikirlerini dinlemelidir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #109 : Haziran 22, 2010, 07:50:54 ÖÖ » |
|
(110.Kıssa) Rabıta’nın birçok çeşidi vardır:
1-)Üstazın Huzurunda : Mürid kendisini tahta oturmuş bir hükümdarın önündeki dilenci gibi düşünür. Kalbini de keşkül ( dilenci çanağı) gibi düşünerek onu hükümdarın önüne koyup bağışlayacağı şeyi bekler. Üstaz hazır bulunduğundan burada hayal etmek gerekmez ve hayali rabıta yapılmaz. Mürid’de şuhud ( olağan dışı görüntüler), mahviyet ( kendini yok bilme), kalp sızlanması gibi şeyler olur ve korkmazsa bu hallerin artmasını ister. Fakat korku olursa rabıtayı bırakır. Eğer kendisinde herhangi bir hal belirmezse mürit üstazından yardım istemeyi en büyük kazanç bilir. Çünkü aciz ve cimri değildir. Fakat her şey Allah-u Teala’nın (c.c) ezeldeki ilmine göre belirli bir zamanda olur, daha önce açığa bakmaz. Mürid nefsine : “ Büyüklere bağışlanan sevgi ve aşktan sana da pay verilir” diyerek avutur. Nefsi inanmaz ve kendisine; “Sen kötü talihli ve yoksunsun” diyerek karşı çıkarsa, mürit derhal Allah’a (c.c) sığınarak : “ Nefsim kusur sendedir” suçlamasıyla yalvarmalıdır. Ayrıca nefsinin iyi işlerinden ve kemaliyetinden ( olgunluğundan) Allah’a (c.c) sığınmalıdır. Allah’ın ezelde kendisi hakkında iyilik ve yardımının olduğunu; yüce hedef ve amaçların O’nun bağışlanmasıyla gerçekleşebileceğini bilmelidir. Her türlü kemalatı ( olgunluğu) O’ndan istemelidir. Mürit yeteneğine güvenmemeli; yalnızca Allah’ın iyilik ve cömertliğini kendisi için yeterli görmeli ve üstazının yardımını dileyerek kesinlikle kendisiyle Allah-u Teala (c.c) arasında aracı olduğuna inanır. Bu düşünce onun nefsini tembellik ve ümitsizlikten kurtarır. Cenab-ı Hakk’ın (c.c) şu ayeti bunu göstermektedir. “ Bizim yolumuzda ciddiyetle çalışanları, yolumuza ileteceğiz.”
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #110 : Haziran 22, 2010, 07:51:29 ÖÖ » |
|
(111.Kıssa) Hatme yapılırken rabıta :
Hatme başlamadan önce hatmenin hoş geçmesi, gönül rahatlığıyla yapılması ve mürşidinin orada hazır bulunması dilenir. Böylece onun yardımıyla kalp huzuru elde edilir. Hatme duası okunurken isimleri geçen tarikat büyüklerinin ruhaniyetleri hazırdır. Her biri kendine uygun muhabbet ( sevgi) , ma’rifet ( Allah’ı (c.c) bilme), dünyayı terk etme, sabır, sıkıntılara katlanma gibi kıymetli armağanlarla birlikte gelirler. Bu armağanların dağıtılması üstaz hatme yapılmasına aracı olduğundan onun eliyle olur. Hatme yapılması müritlerin yararı içindir ve onlar da bu armağanları ancak üstazlarından isterler.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #111 : Haziran 22, 2010, 07:52:07 ÖÖ » |
|
(112.Kıssa) Şekli (suri) rabıta:
Müridin üstazını gözünde canlandırarak düşünmesidir. Sanki üstaz karşısından oturmuş, yüzü ayın ondördü gibi nur saçar. Oradan çıkan ışıklar müridin kalbine gelir, sonra da tüm bedenine yayılır. Şekli rabıtanın diğer bir çeşidi de müridin mürşidini tüm bedenini saran nurdan bir giysi gibi düşünmesidir. ( Telebbüs – elbise – rabıtası ) Bu giysiden yayılan ışığın kalbine, diğer latifelerine ve sonra tüm bedenine yayıldığını düşünür. Bu tür rabıta, rabıtadan feyz alan kişilere verilir. Yine bu rabıta vesveselerine saldırısı arttığında, kalbin sıkıntı ve hayrete düştüğü anlarda ve üstazın müridin gözünde heybetinin kaybolduğu durumlarda yararlıdır. Bu rabıta üstazın müride geçmesi ve birleşmesiyle olur. Bu durumda mürit kendisini zarf olduğunu, üstazının da içine girdiğini düşünür. Bu şekilde mürit çoğu zaman hiçlikte olur; kendi yerine mürşidini görür, ondan fani (yok) olur ve onunla birleşir. Şöyle ki; birleşme ve yok olma ancak muhabbet ( sevgi) ve mahviyet’in ( kendini yok bilme) en son derecesinde gerçekleşir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #112 : Haziran 22, 2010, 07:52:40 ÖÖ » |
|
(113.Kıssa) Manevi Rabıta:
Bu rabıta şekil ve nurlarla ilgisi olmayan, duyularla belirlenemeyen, yüce bir anlam olup ancak kalp ile bilinir. Şekli rabıtadan sevgi, manevi rabıtadan ise ihlas ( içtenlik ) doğar. Bazen her iki rabıta birleşir, parlak dolunay gibi mananın heybeti ve görüntüsü birlikte gözlenir. Düşünüş veya görünüşün sonucuna göre sevgi veya ihlastan her biri diğerini bastırır. Hangisi çoksa diğerini yok eder. Bazen de her ikisi eşit olarak beraberce bulunurlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #113 : Haziran 23, 2010, 07:37:32 ÖÖ » |
|
(114.Kıssa) Manevi Rabıtanın Çeşitleri:
Üstazın sözlü emirlerini o bulunmasa bile yerine getirmek; yasaklarından sakınmak; hoşlanmadığı şeyleri bırakmaktır. Üstazın her şeyi kuşattığını ve her şeyde tasarruf ettiğini ( etkileme yetkisi verildiğini) düşünmek; üstazın kemalatının dışa vurduğunu açıkça görmek. Üstazını görmeyi ve onunla buluşmayı kalbi yanarak aşırı istemek. Onunla ilgisi olan şeyleri ( evladını, mallarını, evlerini, bağlılarını ve hizmetçilerini) düşünmek. O’ndan ayrılmaktan üzülmek. Bir günahtan kaçınırken, yolda yemek yerken, üstazını kendi ile birlikte görmek. ( bu durumda edebli olunmalıdır. ) Mürid uyurken, ayağını uzatırken ve abdest bozarken kıbleden sakındığı gibi üstazının bulunduğu yönden de sakınmalıdır. Üstazın bulunduğu yönü nurla kaplanmış, diğer yerleri karanlık görmek ve şeyhinin bulunduğu yöne yönelmek. Mürit bütün ibadetlerini hal ve hareketlerini tümüyle rabıta yapmalıdır. Namazdan, uykudan, ders alma ve vermeden önce rabıta yapmalıdır. Çünkü rabıta arasında yapılan işler tamamen rabıtayla geçirilmiş olur. Uyandıktan sonra üstadını başı ucunda düşünmek. Böylece yatarken , kalkarken edebe uyulur. Dost ve arkadaş toplantılarında, yemek davetlerinde mürşidinden öğrendiği sohbetleri yaparsa maddi iştahtan önce manevi iştah elde edilir. Müridin hanımı ile buluşmadan önce mürşidinin sohbetini yapması çok yararlıdır. Buna özen gösterilmelidir. Bu sohbetten hanımında manevi şehvet doğar, sonra ruhta manevi sevgi oluşur. Müridin diğer alim ve şeyhlerin yanındayken ve özellikle kendi şeyhine karşı iseler rabıtaya önem verir. Böylece onlar mürşidine olan sevgi ve ihlası azaltıcı etkide bulunamazlar ve manevi halini ortadan kaldıramazlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #114 : Haziran 23, 2010, 07:38:20 ÖÖ » |
|
(115.Kıssa) Haset ( çekememezlik) ve gıpta ( imrenme)’yı önleyen rabıta:
Güzel binek, değerli yiyecek, şahane evler, yeşil ve etkileyici yerleri gördüğünde mürit rabıta yaparak şu şekilde düşünür: “ Keşke mürşidim burada olsaydı şu su başında sohbet etseydi, ne güzel olurdu veya şu güzel giysileri giyseydi, şu güzel binite binseydi, şu şahane köşkte otursaydı.” Bu şekilde düşününce haset ve gıpta yerine sevgi doğar, insan günah işlemekten kurtulur. Ayrıca bu durum nazara ( gözdeğmesi) da engel olur.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #115 : Haziran 23, 2010, 07:39:10 ÖÖ » |
|
(116.Kıssa) Nimetler (iyilikler) karşısında rabıta:
Üstazım bende bu nimetlerin bulunmamasından dolayı zayıflık ve ümitsizlik gördü; Allah-u Teala’ya (c.c) yalvararak rica etti onun duası nedeniyle Cenabı Hak ( c.c) bana bu nimeti bağışladı. Bundan dolayı nimeti veren Allah-u Teala’ya ve aracı olan üstazıma teşekkür etmem gerekir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #116 : Haziran 23, 2010, 07:40:26 ÖÖ » |
|
(117.Kıssa) Müsibet ( bela) anında rabıta:
“Üstazım bende kibir, kendini beğenme, şımarıklık ve dünyaya düşkünlük gördü. Nefsimdeki bu kötülüklerin gitmesi için Allah-u Teala’ya ( c.c) yalvardı, rica etti. Cenab-ı Hakk da ( c.c) bana bu musibeti verdi. Çünkü; “ Allah-u Teala’nın ( c.c) rahmeti, kalpleri kırık olanların yanındadır.” Hadisi şerifine göre bu musibet benim için esasta en büyük iyiliktir. Bu bela nedeniyle gaflet ve kendimi beğenmekten kurtulur, uyanık olurum. Bundan dolayı Allah-u Teala ( c.c) ve üstazıma teşekkür etmeliyim” diye düşünür.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #117 : Haziran 24, 2010, 08:22:36 ÖÖ » |
|
(118.Kıssa) Tefekkür Ya da Varlıkları Rabıta:
Kur’an ve Sünnet’te emredilen bir diğer rabıta şekli tefekkürdür. Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek aynı şeydir. Hepsi kalple yapılan bir ameldir.
Düşünmek akıllı olmanın gereğidir. İnsanın en başta gelen özelliği düşünmektir. Tefekkür, boş ve gelişi güzel bir düşünce değildir; gizli bir ilim yoludur. Tefekkür kalp aynasında varlıkların iç yüzünü görmektir. Bilinene bakıp gizli olanı fark etmektir. Görünene bakıp görünmeyene ulaşmaktır. Delile bakıp hedefe varmaktır. Tefekkür, sanata bakıp sanatkârı tanımaktır. Kalp gözüyle Yüce Yaratıcı’nın varlıklarda gizlediği ilmini, kudretini, rahmetini ve hikmetini görüp, O’na hayran olmaktır. Bunun sonu O’nu sevmek, zikretmek, yüceltmek ve O’na teslim olup huzura ermektir. Kur’an’da bu sonuç tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, ibret, basiret, marifet ve muhabbete bağlanmıştır.
Tefekkürü tarif ettik. Tezekkür, unutulan bir şeyi hatırlamak, unutmamak ve devamlı tekrar ederek onu kalpte tutmaktır. Teemmül, bir şeyi devamlı ve çok yönlü düşünerek içinde saklı olan manayı ortaya çıkarmaktır. Tedebbür, bir şeyi derinlemesine düşünmek ve arkasındaki gizli manayı çözmektir. İbret, bir şeyde verilmek istenen mesajı almaktır. Basiret, işin iç yüzünü görmektir. Marifet, bir şeyi asli haliyle olduğu gibi tanımaktır. Muhabbet, bir şeyi sevmek ve onunla huzur bulmaktır.
Görüldüğü gibi, bütün bunlar bir irade, yöneliş, gayret, iman ve sabır istemektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #118 : Haziran 24, 2010, 08:23:13 ÖÖ » |
|
(119.Kıssa) Muhabbet Rabıtası:
Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah’ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A’raf, 157-158) O’na uymadan Allah’ı seviyorum demek yalandır.
Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: “Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz.” (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)
Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram’ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir. “Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız” hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah’ın: “Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun.” (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
azad14
Katilimci
 
Puan: +1/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 280
|
 |
« Yanıtla #119 : Haziran 24, 2010, 08:23:53 ÖÖ » |
|
(120.Kıssa) Ölüm Rabıtası:
Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur’an’da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer’e: “Kendini ölmüş ve kabre girmiş say.” (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)
Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.
Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: “Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.”
Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.’yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve “Nereye kadar ulaştın?” diye sordu. O da, “Sırat köprüsüne kadar.” cevabını verdi.
Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: “Eğer insanlar Yüce Allah’ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi.”
|
|
|
|
|
Logged
|
"Men lem yezuk;vah bilmez yazık" Tatmayan bilemez.Vah yazık!
|
|
|
|