|
salih
|
 |
« Yanıtla #2 : Eylül 24, 2007, 01:06:08 ÖÖ » |
|
Konuyla ilgili olarak;
Buhârî ' nin Enes(r.a)'dan rivayet etiğine göre peygamberimiz çoğu kere, ''Ey rabbimiz!bize dünyada ve ahirette iyilik ver. Bizi cehenem azabından koru'' (bakara,201) diye dua ederdi.
Ebû ya'la nın rivayetine göre,peygamberimiz bir keresinde sahâbîlere,
''İki önemli şeyi unutmayınız. Onlar Cennet ve Cehennem'dir'' buyurarak ağlamışlardır. Gözlerinden süzülen yaşlar, mübarek sakalının her iki tarafını da ıslatmıştır. Sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:
''Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, âhiretle ilgili benim bildiklerimi bilseydiniz, toprakta yürür ve başlarınıza toprak serperdiniz.''
Taberânî el-evsat'ta şöyle bir rivayet tahriç etmiştir:
''Cebrail (a.s), peygamberimize her zaman geldiğinden başka bir zamanda geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) ayağa kalkarak;
'Ey cebrail! Niye, seni rengin değişmiş görüyorum?'diye sordu. Cebrail (a.s.);
'Yüce Allah, şu sırada cehennem körüklerine çalışma emrini verdi de sana onun için geldim' diye cevap verdi.
Peygamberimiz (s.a.v) O'na,
'Ey Cebrail ! Bana Cehennemi vasfet' deyince Cebrail şöyle der:
'Şüphesiz ki Allah, Cehenneme emretti ve o bin yıl yanarak bembeyaz oldu. Sonra yine emretti. Binyıl daha yanarak kıpkızıl oldu. Sonra yine emretti. Bin yıl daha yanarak ,simsiyah oldu. Cehennem şimdi simsiyahtır. Ne kıvılcımı ışık verir,nede yalazı söner. Seni hak peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, Cehennemden iğne deliği kadar bir yer açılsaydı, sıcaklığının şiddetinden yeryüzünde ne varsa hepsi ölürlerdi. Seni hak peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, şayet Cehennem bekçilerinden biri dünya halkına görünseydi, yüzünün çirkinliğine, pis kokusuna dayanamayıp hepsi ölürlerdi. Yine seni hak peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, Allah'ın kitabında vasıfladığı Cehennem zincirlerinin bir halkası, yer yüzündeki dağlara indirilseydi, dağları param parça ederdi. Ve bu halka yerin en alt tabakasına inmedikçe durmazdı. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v) Cebrail'e baktı ve ağladığını görünce şöyle dedi:
'Ey Cebrail! Senin Allah katında büyük yerin varken niçin ağlarsın?'
Cebrail bana ne oluyor ki ağlamayayım. Asıl ağlamaya layık olan benim. Kim bilir belkide ben Allah'ın bilgisine göre şu an ki durumumdan başka bir durumdayımdır. Bilmiyorum, belki de şeytanın imtihani gibi bende imtihan edilirim. O da meleklerdendi. Yine bilemem ki hârût ve mârût gibi imtihan olunmayacağımı. Bu söz üzerine Resulüllah da Cebrail ile birlikte ağlamaya başladı. Kendilerine bir ses gelene kadar ağladılar. O ses şöyle diyordu:
'Ey Cebrail ve Ya Muhammed! Şüphesiz ki Allah Teâla sizi kendisine isyan etmenizden emin kılmıştır. Böylece Cebrail ayrılarak göğe yükselir. Peygamberimiz (s.a.v) dışarı çıkar. Ensardan gülüşen oynayan bir ensar topluluğuna yolu düşer ve onlara şöyle buyurur:
''Arkanızda Cehennem dururken ,siz gülüyorsunuz ha. Eğer benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Gırtlağınızdan ne bir yemek, ne bir yudum su geçmezdi. Yüksek tepelere çıkarak Allah'a yalvarırdınız.'' (taberani)
Bu sırada şöyle bir ses geldi:
''Ya Muhammed! Kularımı ümitsizliğe düşürme. Ben seni ancak müjdeleyici olarak gönderdim, zorlaştırıcı olarak değil.''
Peygamberimiz (s.a.v) buyurdular ki: ''Doğruluktan ayrılmayınız, Allah'a yakın olunuz.''
Rivâyete göre peygamberimiz(s.a.v) Cebrail'e,
''Niçin Mîkâil'in güldüğünü hiç gürmüyorum?'' deyince şöyle demiştir:
''Mîkail Cehennem yaratıldığından beri hiç gülmemiştir.'' İbn mâce ve hâkim'in rivâyet ettiği bir hadisde peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
''Dünya ateşi, Cehennem ateşinin yetmişte biri sıcaklığındadır. İki defa suya sokularak söndürülmeseydi, ondan yararlanamazdınız. Bu ateş tekrar cehenneme döndürülmemesi için Allah'a yalvarır.'' (kalplerin keşfi.s.463)
|